Yazar

Suat Duman

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Avukat. Öğrencilik yıllarında muhtelif dergilerde sinema ve roman eleştirileri yayımlandı. Avukatlık yapmaya başladıktan sonra mesleki tanıklıkları ve türe olan sevgisi onu polisiye yazmaya itti.

Dört romanı var. İlk kitabı Cinayet Mevsimi, Ankara’da üniversite kampüsünde işlenen cinayetleri çözmeye çalışan üçüncü sınıf öğrencisi Mehmet Cemil’in macerasını anlatır. İkinci romanı Müruruzaman Cinayetleri zamanaşımına uğrayıp kapanan bir cinayet dosyasının yeniden açılmasına sebep olan bir dizi güncel cinayeti soruşturan Mehmet Cemil’in yeni maceralarına odaklanmıştır. Üçüncü romanı Dünyanın Leşleri hapisten çıkan isimsiz bir karakterin içine çekildiği gayrimeşru dünyayı anlatırken arka planda İstanbul’da haftalarca hayatı durduran Gezi direnişini de karakterin hikâyesiyle kesiştiği ölçüde görmektedir. İstanbul’un kuyruğu birbirine dolanmış gece canlıları arasında geçen bir labirent olarak kurguladığı ve bir taksi şoförünün çevresinde halkalanan son romanı Rakun, 2018’de “yılın en iyi polisiyesi” ödülü almıştır.

Özel ilgi alanı, polisiye sinema ve edebiyat. 2012 yılında dört arkadaşıyla birlikte Alakarga Yayınları’nı kurdu. 2015 yılında ‘yılın yayınevi’ seçilen Alakarga’nın edebiyat dünyasına kazandırdığı çok sayıda öykücü ve romancı bulunmaktadır.

Yazarın Temsil Ettiğimiz Kitapları

Dünyanın Leşleri

2013 Mayıs’ının hemen başında, hikayenin kahramanı işlediği basit bir darp suçundan girdiği hapishaneden tahliye olur. Moralsiz, ne yapacağını bilmez ve beş parasız vaziyettedir. Tek istediği, kendisini nezarette acımasızca döven iki polis memurundan intikam almaktır.
Çok düşünmeden soluğu arada bir takıldığı kız arkadaşının koynunda alır. Kız arkadaşı laf arasında, eğer iş arıyorsa, takıldığı zengin bir iş adamının elemana ihtiyacı olabileceğini söyler.
Bundan sonra olaylar bir hard diskin peşinde her türden tekinsiz tipin birbirini kovaladığı bir İstanbul macerasına dönecektir.
Bu belayı atlatıp soluğu yurt dışında alma hayali kuran kahramanımızın bilmediği bir şey daha vardır: İstanbul hayatın akışını bütünüyle değiştirecek tarihi bir protestoya hazırlanmaktadır. Kahraman tekinsiz tiplerden yakasını kurtaracak, aradığı iki aynasızla Taksim meydanında Gezi parkı protestolarının en akılda kalmış eylemlerinin birinde karşı karşıya gelecektir.
Dünyanın Leşleri, Gezi Parkı olaylarını ismen kullanmadan ama fonda kaynayan ve deri değiştiren İstanbul’u en çıplak haliyle sergileyen; dili ve kurduğu atmosferiyle polisiye türünde yazıldığı yılın en iyi romanları arasında gösterilmişti.

Müruruzman Cinayetleri

Roman yayınlandığı yıl siyasi polisiye olarak nitelendirildi ve bu alttürde önemli bir boşluğu doldurmaya aday olduğu yazıldı.
12 Eylül darbesinden kısa süre önce yaşanan bir bombalı patlamaya ilişkin yargı süreci 30 yıl sürmüş, nihayetinde sanıkların ifadesinin hiçbir zaman alınamamış olması sebebiyle yargılama zamanaşımına uğramış, dava dosyası rafa kaldırılmıştır. Karar gazetelerde kendine küçük bir yer bulmuş, kimsenin ilgisini çekmemiştir.
Dava dosyasının rafa kaldırılmasından birkaç gün sonra 24 saat içinde üç cinayet işlenmiştir. Bu cinayetlerden biri sebebiyle maktulün karısı Avukat Zeki Bey’in ofisini arar. İsteksiz bir şekilde davayı alan avukat Zeki Bey, dosyayı yürütmesi için bir süredir yanında çalışan genç avukat Mehmet Cemil’i görevlendirir.
Mehmet Cemil cinayetleri soruşturdukça sabırla beklenmiş ve ustaca hayata geçirilmiş bir intikam hikayesi ile karşı karşıya olduğunu anlayacaktır.
Suat Duman’ın Cinayet Mevsimi romanıyla tanıdığımız gönülsüz avukat karakteri Mehmet Cemil’in yolu, bu kez daha çetrefil cinayetlere düşüyor.

Rakun

Yayınlandığı 2018 yılında en iyi polisiye roman ödülüne layık görülen Rakun, yerli polisiyede örneği sıkça görülmeyen ‘ucuz roman’ janrında sayıldı ve çokça övgüyle karşılandı.
Roman, gündüzlerin büyük kısmında yan gelip yatan Can Rakun karakterinin hayatından kısa bir zaman dilimine odaklanıyor. Can Rakun gündüzleri miskinlik etse de geceleri taksi şoförlüğü yapmaktadır. Fakat gecesinin de gündüzünün birbirine girmesine ramak kalmıştır. Bir akşam taksisine binen bir kibar hırsız, Sabancı müzesinden çaldığı Picasso tablosunu Can’a emanet edip ortadan kaybolur. Kaybolmadan önce de aradığında tablonun elinde olmasını söyler, kibar ama Picasso için adam öldürmeye hazır bir hırsızdır.
Can ertesi gün ayıldığında televizyonda kendi eşkâlinin verildiğini görür. Şimdi polis onu hırsız sanmaktadır. Polise gidip “ben hırsız değilim” dese bile kimseyi inandıramayacak, yetmezmiş gibi gerçek hırsız da peşine düşecektir. Hem polisten hem hırsızdan nasıl kurtulacağını bilemeyen Can, çek senet işleri de yapan halter eski olimpiyat on ikincisi, şimdinin mezbaha sahibi Feyaz’dan yardım ister. Buluşma noktasında Feyaz’ı beklerken, önünde dikildiği binanın beşinci katından adının Katya olduğunu daha sonra öğreneceğimiz nefes kesici güzellikteki bir “sermaye” kendini aşağı bırakır ve karşıdan karşıya çekilmiş sayısız ipe dolaşıp Can’ın başının bir metre kadar üzerinde asılı kalır. Can kendi derdini ve Feyaz’la olan randevusunu unutup Katya’yı iplerden kurtarır ve onu bir hastaneye götürmek için arabaya atlar.
Can şimdi Katya’nın peşine düşen pezevenklerin elinden hem kendini hem Katya’yı kurtarmalı, bir yandan da Picasso tablosunu elinde tutup, hırsızdan ve polisten kaçmalıdır. Fakat işler öyle gelişmez, Can, Picasso tablosunu kaybettiği gibi Katya’yı da hırsıza kaptırır.
Vahşi ve eğlenceli çok sayıda karakterin yolu bir meyhanede kesişecek, büyük, tuhaf ve kanlı bir savaş yaşanacak, kimin ölüp kimin sağ kalacağına eline geçirdiği bir samuray kılıcıyla Can karar verecektir.